Ya Olmasaydı…

İbrahim Keleş – Strateji ve Güvenlik Uzmanı – 14 Ocak 2026

 

Normalde 100 yılda, 200 yılda yaşanabilecek olayları artık aylar hatta haftalar içerisinde yaşıyoruz. 2 Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’nın başını çektiği ve bir yerde kurucusu da olduğu Birleşmiş Milletler Teşkilatının kuruluş ilkeleri 80 sene sonra yerlerde çiğneniyor.

BM şartları ve Roma statüsünde çok açıkça belirtilmiş olmasına rağmen devletlerin egemenliğine, toprak bütünlüğüne siyasi birliğine, iç işlerine karışmama ve liderlerin dokunulmazlığı ilkelerine yönelik atılan son adımlar ne yazık ki kurulu düzeni alt üst etmiş vaziyette.

Somali Devleti’nin sınırları içerisinde yer alan bir bölgeyi İsrail’in tanıması ABD’nin egemen bir devlet olan Venezuela devlet başkanını konutundan kaçırması, İran’da yaşanan son gelişmeler sıradan bir olaylar değil.

Tüm bu gelişmeler sadece o ülkeler değil Birleşmiş Milletler’e üye tüm devletlerin endişe etmesi gereken bir hal.

Eylemlerin meşruiyeti haklı olma şartına bağlı olması gerekirken son olaylarda güçlünün haklı olduğu zorlama bir durumla karşı karşıyayız.

Peki bu şartlar altında devletler ne yapmalı?

Eğer güç tek geçer akçe olacaksa devletler güçlenmeli veya güçlü ittifaklar oluşturmalı.

Savaşlar eskisi gibi sadece cephede yaşanmıyor. Günümüzde devletlerin olması gerektiği gibi ayakta kalabilmesi için Askeri kapasite başta olmak üzere ekonomi, kültür, gelişmişlik seviyesi, nüfus ve iç cephenin tahkimi şarttır.

Türkiye’ye uzak veya yakın fark etmeksizin dünyadaki tüm gelişmeler bizi doğrudan ilgilendiriyor. Çünkü ahtapotun kolları dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaşıyor.

Terörsüz Türkiye anlayışı çerçevesinde atılan adımlar hem Türkiye’nin terörden beri kalmasını hem de iç cephenin tahkimine katkı sağlayacaktır. Bu süreçte terör örgütünün lağvedilmesi ve silah bırakmasını mecbur kılan şartlar Türkiye’nin savunma sanayi alanında geldiği seviyenin bir eseridir

25 yıl evveline geri döndüğümüzde silahlı kuvvetlerimizin envanterindeki silahlar, mühimmatlar, uçak ve helikopterler ile savaş gemileri büyük ölçüde dışarıdan satın alınan sistemlerdi.

Kıbrıs Barış Harekatı’nda tamamen ABD’ye bağlı olmanın acı tecrübesini yaşadık. Uygulanan ambargo nedeniyle uçakların yedek parçalarını bulamadık. İşte bu nedenle Aselsan, Roketsan ve Havelsan kuruldu.

Günümüze gelince, 2004 yılında yapılan Savunma Sanayi İcra Kurulu toplantısında alınan kararlar bir milat oldu. Ondan sonradır ki bugün savunmada %80 oranında yerlilik oranına kavuştuk.

Tarihte savaşların seyrini değiştiren kırılma noktaları vardır. At’ın savaşlarda kullanılması daha uzak mesafelere ulaşmayı mümkün kılmıştır. Üzenginin Türkler tarafından icat edilmesi ise ata hem hâkimiyet sağlamış hem de at üzerinde iken ok atabilme fırsatını vermiştir. Yaklaşık 500 yıl boyunca ok yay Mızrak ve barutun kullanılması ile savaşlar devam etmiştir.

Savaşlarda tüfeğin kullanılması ve topların Savaş alanına girmesi ise yine ecdadımız Fatih Sultan Mehmet zamanında gerçekleşmiştir Bu sayede Osmanlı ordusu bütün cephelerde açık bir üstünlük sağlamıştır.

400 yıl aradan sonra bu defa 1900’lerin başında, özellikle I. Dünya Savaşı’nda uçakların sağladığı keşif ve gözetleme imkânının yanında yer yer manuel bomba kullanımı da savaşta etkili olmuştur.

Ancak II. Dünya Savaşı’na gelindiğinde Hava kuvvetlerinin ve Zırhlı araçların savaşların kaderini belirlediği üçüncü bir kırılma daha yaşandı.

Bu savaşın sonuna doğru nükleer gücün kullanılması ve ardından jet motorlu uçakların geliştirilmesi savaşların seyrini değiştirdi gibi yıkıcılığını da artırdı.

1990’lı yıllara geldiğimizde konvansiyonel savaş araçları hala belirleyici olurken bu sistemlerin elektronik ve dijital sistemlerle desteklenmesi, cephe alanını daha da genişlettiği gibi savaşları bir o kadar ölümcül hale getirdi.

Türkiye’nin son 20 yılda geliştirdiği özgün sistemler sayesinde kaçırdığımız treni yakaladık.

Devletimize bağlı kurumlar bir yandan ar-ge çalışmalarını sürdürürken özel sektörün de bu alanda yatırımlar yapması ve yeni ürünler geliştirmesi ile Kara vatanda, Gök vatanda ve Mavi vatanda milli güvenliğimizi sağlamayı başardık.

Belki iddialı bir söz olacak ancak eğer 20 yıl evvelki envanterimizle hala devam ediyor olsaydık Venezuela’nın, İran’ın, Katar’ın, Suriye’nin, Irak’ın, Filistin ve Gazze’nin başına gelenler her an bizim başımıza da gelebilirdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir