Ben Gurion’un Mirası Bölünüyor mu? Siyasal Yapısıyla İsrail ve İç Toplum Dinamikleri

Güldeniz Suna – Times of Defence Araştırmacısı – 20 Nisan 2026
Kökenleri MÖ 17. yüzyıla kadar uzanan ve 1948’de devlet statüsü kazanan Yahudiler/İsrailliler; 1967 Altı Gün Savaşı, 1973 Yom Kippur Savaşı, 7 Ekim 2024 ve 28 Şubat 2026 saldırılarıyla Ortadoğu bölgesinin ve uluslararası sistemin gündeminde yer almaya devam ediyor. İşgalci devlet, Filistin’deki saldırılarını İran ve Lübnan’a taşıyarak kuzeye doğru ilerlemeyi hedefliyor. Yayılmacı çizgide sürdürdüğü dış politikasını ve ulusal güvenlik inşasını teokratik bir nedene (vaadedilmiş toprak inancı) indeksleyen İsrail Hükümeti, bu inanışı kılıf olarak kullanmaktadır zira İsrail’in üst siyasal kademesi 1948’den bu yana marksist ve ateist bir ideolojiye sahiptir.
Etnik kökenli bir demografik yapı inşa edilerek Aşkenaz, Mizrahi, Seferad ve Falaşa isimleriyle bölünen toplumda sınıf sistemi merkezli ırkçılık ve ayrımcılık uygulandığı gözlemlenmektedir. Bu sav için günümüze en yakın örnek ise Gazze cephesinden verilebilir. Gazze’de ölen İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) askerlerinin oranlarına ilişkin inceleme yapıldığında Etiyopya kökenli Falaşa Yahudileri’nin daha fazla yer tuttuğu görülmektedir. Sadece cephede değil günlük yaşantıda da sistematik ayrımcılığa maruz kalan Yahudi grupları, İsrail toplumunun kırılgan ve heterojen yapısını ortaya koymaktadır. Bu noktada öncelikle ülkenin ilk başbakanı Ben Gurion’un hayali olan homojen ulus yapısı günümüzde hâlen gerçekleştirilememiştir.
İsrail iç siyasetinde ciddi bir sorun olarak görülen bu meseleler; Filistin’e, İran’a ve Lübnan’a gerçekleştirilen saldırılar aracılığıyla gizlenmeye çalışılmaktadır. Ancak üzeri örtüldükçe büyüyen bu sorunlar bir çığ gibi büyümekte ve siyaset sahnesine yansımaktadır. Muhalif kesimlerin protestolarıyla ve kendisine açılan yolsuzluk davalarıyla karşı karşıya kalan Netanyahu, bu gergin siyaset ve savaş ortamında gerçekleşecek Ekim-Kasım 2026 seçimlerine tekrardan aday olsa da seçileceğine dair pek umuda rastlanmamaktadır.
Hem pamuk ipliğine bağlı hem de kördüğüm bir hâle gelen İsrail iç siyasetinin idari yapısı bazı noktalarda Türkiye ile benzerlik göstermektedir. Üniter bir yapıya sahip olan ve kuvvetler ayrılığı ilkesiyle aynı potada buluşan iki devlet, hükümet biçimi başta olmak üzere birçok noktada birbirinden ayrılmaktadır.
İsrail’in Siyasi Yapısı
14 Mayıs 1948’de David Ben Gurion tarafından okunan Kuruluş Bildirgesi’yle ilan edilen İsrail Devleti, parlamenter sistemle yönetilen, kuvvetler ayrılığına ve nispi seçim sistemine dayanan bir siyasi yapıya sahiptir. Devletin yasama meclisi Knesset, din ve halkın sorunlarının tartışıldıığı bir meclis olarak öne çıkmakta ve kökeni MÖ 5. yüzyıla dayanmaktadır. En başta Knesset Hagedolah ya da Büyük Knesset olarak tanımlanan meclis, 1948’den itibaren de çalışmalarına devam etmiştir. 120 milletvekilini bünyesinde barındıran Knesset, tek kamaralı bir parlamentodur. Cumhurbaşkanını seçebilmekte, yürütmeyi denetleyebilmekte ve gerektiğinde erken seçim kararı alarak kendisini feshedebilmektedir.
Yasama erkinin Cumhurbaşkanlığı ve Başbakan-Bakanlar Kurulu arasında paylaşıldığı görülmektedir. Cumhurbaşkanı, Knesset tarafından 7 yıllığına seçilmektedir. Genellikle asker/diplomat/hukukçu kökenli olan cumhurbaşkanı, sembolik öneme sahiptir ve partiler üstüdür. Hükümeti kurma yetkisini Başbakan’a vermekle ve kanunları onaylamakla görevlidir.
Yürütme gücüne sahip olan asıl isim Başbakan’dır. Bakanlar Kurulu’nun başında bulunan Başbakan (Roş Memşala), dört yılda bir yapılan seçimlerle göreve gelmektedir ancak bugüne kadar hiçbir hükümet dört yılı tamamlayamamıştır. Başbakan, Knesset’te en az 61 milletvekili tarafından güvenoyu almak zorundadır.
Yazılı bir anayasası bulunmayan İsrail Devleti’nin; Osmanlı Devleti ve İngiliz Manda Yönetimi’nden miras kalan yasalarla beraber örf, âdet, gelenek ve içtihatlarla yönetilmektedir. 1949 yılından itibaren anayasa hazırlığı için çalışmalar yapılsa da devletin niteliğinin belirlenmesi yönünde sağ ve sol kesim arasında tartışmalar yaşanmıştır. İsrail’in modern, demokratik bir devlet olarak belirlenmesini talep eden sol kesime karşıt görüş olarak sağ görüşlü kanattan Yahudi kimliğini koruyan dini nitelikli bir devlet yapısı talebi gelmiştir. Toplumu ikiye bölen bu tartışmanın sonucunda ise anayasa taslak olarak raflara kaldırılmış ve İsrail teamül hukukuyla yönetilen bir devlet olarak varlığını devam ettirmiştir. Bu kapsamda yargı mekanizması olarak sadece Knesset’in çıkardığı yasaları denetleyen Yüksek Mahkeme kurulmuştur. Yüksek Mahkeme üyeleri, hukukçu temelli bir komitenin belirlemiş olduğu adaylar içerisinden Cumhurbaşkanı tarafından seçilmekte ve atanmaktadır. 15 yargıçtan oluşan üyeler 70 yaşına kadar görev yapmaktadırlar.
İsrail’in Toplumsal Dinamiği
Tabiri caizse toplama bir demografik yapıdan oluşan İsrail toplumu, oldukça karmaşık ve kaotik bir çeşitliliğe sahiptir. Ağırlıklı olarak Yahudilerden oluşan halkın yaklaşık %22’lik kısmını ise Müslüman, Hristiyan, Dürzi ve Arap azınlıklar oluşturmaktadır. Bu kozmopolit yapı İsrail’deki etnik/dini merkezli krizlerin nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Ancak bu ayrışma sadece Yahudiler ve diğer kimlikler arasında değil, Yahudi halkının kendi içinde de mevcuttur. Doğu Avrupa kökenli Aşkenaziler ve İspanya/Akdeniz/Kuzey Afrika’dan gelen Seferadlar devletin kurucu elitleri olarak sahnede yer alırken, Etiyopya’dan göç eden Falaşalar, Arap Yahudiler olan Mizrahiler ve çok küçük nüfusa sahip diğer azınlıklar devlet yönetiminde etkili olamamaktadır.
Bu etnik ayrımcılığa ek olarak dine dayalı bir çatışmanın da İsrail toplumunda yer aldığı gözükmektedir. Dini olarak dört gruba ayrılan toplum, kendi inanışları çerçevesinde belirli politikaları desteklemekte veya karşı çıkmaktadır (çalışmayı reddetme, askerlikten muaf olma, sosyal yardımlarla yaşama vb.).
Hilonim (seküler), Masorti (geleneksel), Datim (ortodoks) ve Haredim (ultra ortodoks) olarak bölünen Yahudi demografisi, sürekli olarak gergin bir ortamda yaşamaya devam etmektedir. Zaman zaman ise Haredim kesiminin sosyal ve hukuki sorumluluklara karşı çıkması nedeniyle toplum içerisinde huzursuzluklara sebep olduğu görülmektedir. Nitekim İsrail polisinin Haredim topluluğuna müdahaleleri dış basına da sıklıkla yansımaktadır.
Tüm bu gelişmelere bakıldığında İsrail’in Ben Gurion’un oluşturmayı hedeflediği bütüncül demografik yapıya sahip olamadığını, tam aksine parçalanmaya doğru giden bir sistemi inşa ettiğini görmek mümkündür. Bu heterojen yapı, siyasete de taşınmış ve mecliste tüm azınlıkların temsil edilmesi konusunda tartışmalar ortaya çıkmıştır. Ancak toplumsal dinamiğindeki huzursuzluğu dış siyasete yansıtmak istemeyen Netanyahu hükümeti, çevre ülkelere saldırılar düzenleyerek ve Türkiye dâhil olmak üzere çeşitli ülke liderlerine saldırgan tutum sergileyerek bir örtbas çabası içerisine girmiştir. Kısa vadeli planda Netanyahu için avantajlı gözüken bu durum, yine İsrail iç siyasetinde gerilimlere neden olmuştur. Aşırı sağ kesimin siyonist rejime ve rejimin işgal politikalarına yönelik muhalif tutumları, hükümeti zor durumda bırakmaktadır. Bu kaos ortamının gidişatını ve İsrail’in kaderini ise Ekim-Kasım aylarında yapılacak olan seçimler belirleyecektir.





