ABD ve İsrail’in İstihbarat İş Birliği: Hamaney Suikasti ve İran’ın Güvenlik Açığı

Güldeniz Suna – Times of Defence Araştırmacısı – 08 Mart 2026
28 Şubat 2026’da İsrail’in İran’a başlattığı hava saldırılarında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in ve devletin üst kademesinin hayatını kaybetmesinin ardından bölgedeki gerilim sıcak çatışmaya dönüşerek yeni bir savaşın kapısını araladı. Ülkenin en yüksek makamını hedef alan bu operasyon, akıllarda İran’ın güvenlik durumunun hangi düzeyde olduğu, kurumlarda herhangi bir istihbarat açığı olup olmadığı gibi sorulara yer açtı.
ABD’li kaynaklardan edinilen bilgilere göre CIA, Hamaney’i aylarca izleyerek bulunduğu lokasyonlar hakkında veriler toplandı. 28 Şubat sabahında Hamaney’in Tahran’da üst düzey yetkililerle bir toplantı yapacağını tespit eden istihbarat birimi bu bilgiyi İsrailli yetkililer ile paylaşarak gece yapılması planlanan saldırının sabah saatlerine çekilmesini sağladı. İran’ın lider kadrosunun hedef alındığı saldırıda Dini Lider’in yanı sıra Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı, Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı, Polis Komutanlığı İstihbarat Teşkilatı Başkanı, Savunma Konseyi Genel Sekreteri ve Silahlı Kuvvetler Lojistik Destek Sorumlusu hayatını kaybetti.
Bu kritik ve menfur saldırı ABD-İsrail istihbarat birimlerinin zaten bilinmekte olan iş birliğini ve İran ulusal güvenliğinin girdiği tehdit boyutunu gözler önüne sermektedir.
Hamaney Suikasti ve Sonrasında Yaşananlar: İran Krizi Nasıl Yönetti?
Toplantının yapılacağı kompleksin bombalanmasının ardından İsrailli yetkililer Hamaney’in öldürüldüğünü açıklayarak cesedine ait fotoğrafın ellerinde bulunduğunu iddia etti. İranlı yetkililer haberi yalanlayarak Hamaney’in yaşadığını belirtse de 1 Mart sabahı iddiaları doğrulayarak Hamaney’in hayatını kaybettiğini açıkladı. İntikamın ağır olacağını belirten İran, misillemeler yaparak başta başkent Tel Aviv olmak üzere İsrail’i ve ABD üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerini ağır bombardıman altında bıraktı.

Görsel 1: İran Dini Lideri Hamaney’in Toplantı Esnasında Bulunduğu ve Saldırıya Uğradığı Karargâh
12 Gün Savaşı’ndaki düşük performansının ardından İran’ın şu anki saldırılara yeterli cevabı veremeyeceği yönünde tahminler mevcuttu. Ancak İran kendisinden beklenmeyen şekilde hamleler yaparak ve tek başına mücadele vererek hem ABD’yi hem İsrail’i hezimete uğrattı. Hatta yapmış olduğu bir hamle ile ABD Ordusu’nu dünya kamuoyunda küçük duruma düşürdü. Pist alanına 3 adet F-5 uçağını resmeden İranlılar, ABD’nin mühimmatlarının boş yere kullanılmasını sağlayarak psikolojik harpte kendi lehine etki yarattı.
CIA-Mossad İş Birliğine Giden Yolun Tarihsel Arka Planı
1953 Darbesi’nden bu yana ABD, kuruluşundan bu yana ise İsrail’le ilişkileri gerilim seviyesinde olan İran’ın bu iki ülkeye yönelik politikaları (bilhassa İsrail) genellikle en alt düzeyde olmuştur. Pehlevi döneminde Sovyet tehdidinden korunmak için Batı ile ilişkileri iyi tutmaya gayret edilse de 1979 Devrimi’nin ardından başa gelen Ayetullah Humeyni ve onun halefleri Batı’ya ve özellikle ABD’ye olan tutumunu sertleştirerek “ne Doğu ne Batı” sloganıyla hareket etmiştir.
İsrail’in öncelikle Filistin Devleti’ne yönelik daha sonra İran’ın ulusal güvenliğine ve Ortadoğu bölgesinin statükosuna ve güvenliğine yönelik oluşturduğu tehditler ve gerçekleştirdiği siyasi/askeri politikalar kapsamında ise İran-İsrail ilişkileri her zaman gergin seviyede olmuştur.
Tüm bu sebepler ışığında İran’ı kendisine düşman/rakip/tehdit olarak gören bu iki ülke iş birliği içerisinde hareket ederek çeşitli istihbâri/askeri hamleler gerçekleştirmektedir. Haziran 2025’te İsrail-İran arasında gerçekleşen 12 günlük savaş bu hamlelerden yalnızca birisidir. Savaş esnasında İran sınırları içerisine sızan Mossad ajanları çeşitli kritik bilgiler elde etmiş ve bu bilgileri hem savaş esnasında hem de savaş sonrasında kullanmıştır. Ancak bu savaşta İran’ın karşısında sadece İsrail değil ABD de yer almaktadır. İsminin açıklanmasını istemeyen ABD’li eski bir yetkilinin savaş esnasında çeşitli veriler toplandığını ve bu verilerin şu anki ABD/İsrail-İran çatışmasında yoğun olarak kullanıldığını itiraf etmesi; İsrail’in hiçbir zaman tek başına olmadığını, gizli ya da alenen ABD’nin desteğini gördüğünü ortaya koymaktadır.
Savunma Bakanlığı’na Yeni Bir Saldırı: İran İçeriden Çözülüyor mu?
Dünyanın gündemine bomba gibi düşen suikast saldırısının etkileri henüz atlatılmamışken yeni bir operasyon haberi geldi. İran Savunma Bakanlığı’na yeni ataması yapılan General Seyyid Majid ibn al-Reza’nın İsrail’in yeni hava saldırısında öldürüldüğü belirtildi. Bu açıklama İran’ın güvenlik durumunun ve istihbarat açığının alarm seviyesinde olduğunu gösterdi. Zira ülkenin şu an çok önem teşkil eden kurumunun böylesine basit bir saldırıya açık olması, İran’ın dış güvenliğini tehdit ettiği gibi iç güvenlik mekanizmasının da çevrelendiğini ortaya koymakta ve İran halkının endişeye sürüklenmesine dolayısıyla da isyan ve ayaklanma olaylarının yaşanmasının ihtimaline olanak vermektedir. Rejim karşıtı eylemlerle çalkalanan ülke siyasetine, en büyük düşman olarak nitelendirilebilecek İsrail’den gelen bu kritik darbe; ABD’ye sahte F-5 uçaklarıyla uygulanan psikolojik harp hamlesi ile aynı etkiye sahiptir.





