İran’daki Toplumsal Hareketlilik: Devrimin Reformu mu Devrimin Sonu mu?

Times of Defence Yazarı Doç. Dr. Cüneyt Küsmez – 17 Ocak 2026

 

İran’da, Riyal’in alım gücünün düşmesi, enflasyonun kontrol altına alınamaması ile halkın refah seviyesinin giderek azalması üstelik uzun bir zamandır insan hak ve hürriyetlerinin kısıtlanması sonucu, 28 Aralık 2025’te, Tahran’da Büyük Çarşı’da esnafın başlattığı protestolar, ülkenin birçok kentine süratle yayılmış ve gösterilerin genişlemesi ile başta başkent Tahran’da olmak üzere 8 Ocak’ta şiddetlenen gösteriler ölüm ve hasara yol açmıştır. Nitekim İran kolluk güçlerinin müdahalesi ile de şiddeti artan olaylar sonrasında birçok kişinin hayatını kaybettiği, kamuya ait hizmet binaları ve araçların hasar gördüğü, cadde ve sokaklarda yönetimi sembolize eden anıt, pano ve resimlerin parçalandığı ve hatta ülke bayrağı dâhil bazı camilerde yer alan afişlerin de yırtıldığı görülmüştür.

Üç haftaya yakın bir süredir kontrol altına alınamayan olaylara karşı yönetimin sert tedbirler uygulaması ve olaylara neden olduğunu iddia ettiği bazı kişileri hemen idam etmesi ve yargılanacağını duyurması olayların şiddetini daha da artırmıştır. Diğer taraftan dışarısı ile irtibatın kesilmesi maksadıyla yönetim tarafından internet erişiminin engellenmesi ve uluslararası yolcu taşımacılığına havaalanlarının kapatılması ise halkın sokak gösterilerine katılımını engelleyememiştir.

Başlangıçta Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan tarafından ılımlı açıklamalar yapılsa da dini lider Hamaney’in olayların sorumlularının şiddetle cezalandırılacağını belirtmesi gerilimin artmasına neden olmuş ve gösteriler İran’daki 30 vilayete yayılmıştır.

ABD ve İsrail Faktörü: Zamanlama Tesadüf mü?

Tüm bunlar olurken ABD tarafından özellikle Donald Trump’ın “yardım yolda”, “sizin olan kurumları ele geçirin”, “askeri operasyon için seçenekler hazır” şeklindeki açıklamaları ve İsrail’in Haziran 2025’te gerçekleştirdiği etki odaklı operasyonlardaki İran’ın karşı istihbarat zafiyeti nedeniyle iddia ettiği işbirlikçileri bulamaması göz önüne alındığında, ABD’nin olayların çıkacağını bildiği ve İran konusunda bir planlama içinde olduğu düşüncesini akla getirmektedir. Hatta Tahran’ın gösterilerden iki gün önce “ABD ile diyaloğa hazırız” açıklamasının sonrasında ABD’nin tutumunda gösterdiği değişiklik bu ihtimali bir ölçüde kuvvetlendirmektedir.

Yine ABD’nin bugüne kadar ki darbeleri, bilindik fonksiyonu/hareket tarzları dikkate alındığında, ya yönetimlerde yarattığı nüfuz alanı ile ya da ordu gibi kontrol ettiği güçlü yapılar ile gerçekleştirmesi Trump’ın İran halkına yönelik söylemlerini İran’ın güçlü silahlı yapısı Devrim Muhafızları ile bir irtibatı veya bir pazarlığının olabileceği ihtimalini mümkün kılmaktadır.

İran’da son günlerdeki bu olaylar sosyolojik olarak incelendiğinde de şöyle bir değerlendirme yapmak yanlış olmasa gerek. Günümüzde artık toplumsal hareketler ideolojik bir zeminde toplumun belli kesimlerinin isteklerine dayalı bir talep veya memnuniyetsizliğe dayalı olarak gerçekleşmemektedir. Sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, hatta bireyin herhangi bir isteği, konusu ne olursa olsun toplumun çeşitli kesimlerinde bir anda karşılık bulabilmekte ve yayılabilmektedir.

Yeni Toplumsal Hareketler ve İran Örneği

Örneğin soğuk savaş döneminin ideolojik etkilerinin baskın olduğu cepheleşme dönemlerdeki gibi işçiler, çalışma şartlarının düzenlenmesi ve/veya ücret iyileştirmesi için uzun süreli toplu grev yapmıyor, öğrenciler eğitim hakları adına boykotta bulunmuyor veya çiftçiler tarımsal üretimde ihtiyaçlarının karşılanması için ekim ve hasata son vermiyor. Bu yöndeki müstakil taleplere bir de insan hakları ihlali, refah seviyesindeki belirgin düşüşler, önlenemeyen yolsuzluk ve usulsüzlükler, çevre kirlenmesine karşı duyarsızlıklar gibi durumlar, toplumdaki geniş kesimlerin de desteği ile birden mevcut yönetimler için bir rejim sorununa veya hükümetler için iktidar sorununa dönüşebilmektedir.

Bu tür toplumsal hareketler, Anthony Giddens’ın da belirttiği gibi artık kolaylıkla sokağa taşınabilmekte ve“ yeni toplumsal hareketler” olarak adlandırılmaktadır. Aynı zamanda bu tarz sokak olayları kışkırtıcılar tarafından planlı bir şekilde çıkarılabilmekte veya kolaylıkla şiddete dönüştürülebilmekte ve bastırmak için güvenlik birimleri zor durumda kalabilmektedir.

İran’da çıkan sokak olayları bu kapsamda analiz edildiğinde iki önemli tespiti yapmak yanlış olmaz: Birincisi, İran zengin gelir kaynaklarını halkının refahına dönüştürememiş ve mevcut gelirinin büyük bir kısmını Ortadoğu’da yürüttüğü vekil güçlerini tahkim etmek ve bölgeyi şekillendirmek için harcamıştır. Bunu yaparken de ABD ve İsrail’i dini bir söylem kullanarak “şeytanlaştırmış” ve böylece tutumunu meşrulaştırmak istemiştir. İkincisi, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da yaratmak istedikleri yeni durum için Irak’tan sonra İran’ı hedef olarak seçmelerini kolaylaştırmıştır. Gerekçe olarak ise İran’ın uranyum zenginleştirmesi safhasına geçerek nükleer silah üretmesini ve Ortadoğu’daki Hizbullah, Haşdi Şabi, Husi, Kudüs Gücü ve Hamas gibi grupları silahlandırmasını belirtmiştir.

Halkın Sıkıştığı İkilem: Geçim Derdi ve İdeolojik Söylem

Bu iki durumun gerçekleşmesinde en önemli etken ise Rehberlik Makamı olarak son sözü söyleyen aynı zamanda onay veren Mollalar Heyetinin İran yönetimindeki tartışılmaz gücüdür. Bu gücün İran Ordusu’nda ve bürokrasisinde de denetim ve onay makamı olduğu hatta bu denetimi doğrudan kendine bağlı olan Devrim Muhafızları ile gerçekleştirdiği düşünülürse, İran halkının bir taraftan gündelik hayatın gerçekleri ve diğer taraftan Rehberlik makamının söylemleri arasında sıkışmış olduğu ifade edilebilir. Bir bakıma İran halkı, gündelik hayatın gerçekliği olan geçim derdini Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın idaresindeki hükümet ile çözülemediğini ve dini lider Hamaney’in söylemlerinin ise ABD ve İsrail’e karşı yürütülen savaşta başarıya ulaştırmadığını görmektedir.

O halde İran halkının bu memnuniyetsizliği hükümete mi, mollalara mı yoksa ABD ve İsrail’e mi yöneliktir? Sokak gösterileri, olaylardan bağımsız olarak analiz edildiğinde; halkın giderek fakirleşmeye karşı bir tepkisi olduğu ve Rehberlik makamı olarak adlandırılan mollaların dini aşırı siyasileştirerek halkın sorunlarına çözüm bulamamasına olan tepkileridir. Bu bir rejim karşıtlığına yönelik değil rejim yönetiminin daha çok İran halkının refahına dönük politikalar geliştirmesini istemesine yöneliktir. Bu yöndeki sıkıntıları bilen ama geçiştirmek isteyen mollalar zaman zaman reformist olarak adlandırılan isimleri Cumhurbaşkanı olarak atamış ancak bu yönde fiili bir durum gerçekleşmemiştir.

Bu son olaylar göstermiştir ki Rehberlik makamı olarak İran yönetiminin tek söz sahibi Hamaney’in liderliğindeki mollalar 1979’daki İran İslam Devrimi’ni reformist kişiler atayarak değil devrimi halka dönük reforme ederek ayakta tutabilecektir. Tersi bir durumun kuvvetli bir emaresi görünmemekle birlikte ABD ve İsrail’in bunu istediği de çok açıktır. Eğer rejim değişir ve ABD politikalarına uygun hareket eden bir yönetim gelirse İran’ın 32 vilayetinin etnik bir ayrışmaya dönüşmesi kolaylaşmış olacaktır. Bölgenin jeopolitik konumuna oldukça zarar verecek bu durum karşısında Türkiye, İran’ın toprak bütünlüğünden yana istikrarlı bir dış politika izlemekte, halkının isteklerini gören ve iyi komşuluk ilişkilerini gözeten bir İran’ı tercih etmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir