İran’ın Füze Gücü: Teknolojik Yetkinlikler, Sınırlar ve Bölgesel Denge – III

Times of Defence Yazarı Öğr. Gör. Burak GÜLER

 

3. Hava Savunma Füze Sistemleri

3.1. Motor ve Fırlatma Teknolojileri

İran’ın hava savunma füze programı, teknolojik evrim açısından sıvı yakıtlı, bakım-yoğun Sovyet mirasından katı yakıtlı, modern sistemlere geçişin tipik bir örneğini sunmaktadır. Erken dönemde İran envanterinde yer alan S-75 ve S-200 gibi sistemler, sıvı yakıtlı motorları nedeniyle operasyonel esnekliği sınırlayan, lojistik açıdan zahmetli çözümlerdi. Bu deneyim, İran’ı 1990’lardan itibaren hava savunma alanında tamamen katı yakıtlı motorlara yöneltmiştir. ABD yapımı Hawk sisteminin tersine mühendisliğiyle geliştirilen Mersad, bu dönüşümün ilk somut adımı olarak değerlendirilebilir.

Şekil 21. Mersad

Güncel İran hava savunma mimarisinin omurgasını oluşturan uzun menzilli sistemlerde katı yakıt teknolojisi belirleyici konumdadır. Bavar-373 sistemi bünyesinde kullanılan Sayyad-4 ailesi füzeler, yüksek ilk ivmelenme sağlayan güçlü roket motorları sayesinde dikey lançerden fırlatılmakta ve kısa sürede süpersonik hıza ulaşmaktadır. Sayyad-4B ile birlikte çift kademeli motor mimarisine geçilmiş; bu sayede hem menzil hem de erişilebilir irtifa anlamlı biçimde artırılmıştır. Bu yaklaşım, İran’ın yalnızca menzil genişletmeyi değil, aynı zamanda yüksek irtifa ve uzun menzil tehditlerine karşı angajman kapasitesini artırmayı hedeflediğini göstermektedir.

Şekil 22. Sayyad

Orta ve kısa menzilli hava savunma füzelerinde de benzer bir tablo söz konusudur. Taer-2 ailesi ve daha kısa menzilli sistemler, tek kademeli katı yakıt motorlarıyla çalışmakta; hızlı reaksiyon süresi ve yüksek manevra kabiliyeti öncelik olarak benimsenmektedir. Bu tercih, küresel eğilimlerle uyumludur; zira hava savunma görevlerinde yüksek ivmelenme ve kısa angajman süresi, motor verimliliğinden daha kritik parametrelerdir.

Şekil 23. Taer

Fırlatma mimarisi bakımından İran, uzun menzilde dikey fırlatma (VLS), orta ve kısa menzilde ise eğik lançer yaklaşımını birlikte kullanmaktadır. Bavar-373’te dikey fırlatma sayesinde 360° kapsama sağlanırken, 3. Khordad ve Mersad gibi sistemlerde eğik lançerler tercih edilmiştir. Bu hibrit yapı, İran’ın mevcut endüstriyel altyapısını zorlamadan kademeli modernizasyon izlediğini göstermektedir. Soğuk fırlatma yerine sıcak fırlatma (hot launch) yönteminin benimsenmesi ise mühendislik açısından daha basit bir çözüm sunmakla birlikte, sistem güvenliği ve tüp ömrü açısından daha yüksek riskler barındırmaktadır.

Şekil 24. Bavar-373

Uluslararası karşılaştırmada İran’ın motor ve lançer teknolojilerinin konsept düzeyinde küresel standartlara yaklaştığı, ancak ölçek, kompaktlık ve güvenilirlik alanlarında hâlen geride olduğu görülmektedir. Batılı sistemlerde motorlar daha küçük çapta, daha yüksek itki-ağırlık oranına ve kanıtlanmış ateşleme güvenilirliğine sahiptir. İran füzeleri ise benzer menzilleri daha büyük çaplı motorlarla elde etmektedir; bu durum, katı yakıt formülasyonu, malzeme teknolojisi ve yanma kontrolü konularında bir teknoloji farkına işaret etmektedir.

Sonuç olarak İran, hava savunma füzelerinde katı yakıtlı motorlar ve dikey lançer mimarisiyle modern bir çerçeveye geçişi büyük ölçüde tamamlamış, performans açısından bölgesel düzeyde rekabetçi bir kapasiteye ulaşmıştır. Ancak motor güvenilirliği, kompakt tasarım ve uzun süreli operasyonel doğrulanmışlık gibi alanlarda ABD ve İsrail sistemlerinin gerisinde kalmaya devam etmektedir. Buna rağmen İran’ın elde ettiği bu seviye, hava savunma alanında kendi kendine yeterlilik iddiasını teknik olarak destekleyen önemli bir eşik olarak değerlendirilebilir.

3.2. Güdüm ve Arayıcı Sistemler

Hava savunma füzelerinde güdüm mimarisi, çoğunlukla yarı aktif radar arayıcı (SARH) ve aktif radar arayıcı ekseninde şekillenir. İran, Sovyet/ABD menşeli eski sistemlerden edindiği tecrübe nedeniyle uzun süre SARH yaklaşımına dayanmıştır. Hawk türevi Mersad/Shahin sisteminde olduğu gibi, hedef bir ateş kontrol radarı tarafından aydınlatılır ve füze, yansıyan radar enerjisini izleyerek angajmanı tamamlar. Benzer biçimde, İran’ın kullandığı S-200 sınıfı uzun menzilli sistemlerde de angajman mantığı, büyük ölçüde yer radarının hedef takibi ve aydınlatmasına bağlı yarı aktif güdüm prensibine dayanmıştır. Bu yaklaşım, teknik olarak olgun ve uygulanabilir olmakla birlikte, özellikle yoğun elektronik harp ortamında “aydınlatma–füze bağımlılığı” nedeniyle taktik esnekliği sınırlayabilmektedir.

Yeni nesil İran sistemlerinde ise, bu mirasın üzerine kademeli bir modernizasyon inşa edildiği görülmektedir. Bavar-373 mimarisi, hedef tespit ve takipte faz dizinli radarlar ile desteklenirken, Sayyad-4 ailesinin erken sürümlerinde SARH güdümün kullanıldığına yönelik değerlendirmeler mevcuttur. Ancak İran, daha ileri bir eşiğe geçerek Sayyad-4B ile aktif radar arayıcı konseptini gündeme taşımıştır. Aktif arayıcı, terminal safhada füzenin kendi sensörüyle hedefi arayıp kilitlenmesine imkân vererek, özellikle yüksek manevralı veya küçük kesit alanlı hedeflere (seyir füzeleri, bazı İHA tipleri ve belirli balistik tehdit profilleri) karşı angajman olasılığını artırır. Bu sayede sistemin “tek radarın aydınlatmasına bağımlılık” düzeyi azalır ve aynı anda daha fazla angajman üretmek mümkün hâle gelebilir.

Orta menzilli katmanda yer alan 3. Khordad/Taer-2 ailesi için açık kaynaklarda güdüm tipine ilişkin anlatımlar tam olarak örtüşmemektedir. Bununla birlikte 2019’da bir RQ-4 sınıfı yüksek irtifa İHA’nın düşürülmesi, İran’ın sensör–füze zincirinin sahada çalışabildiğine dair güçlü bir operasyonel gösterge olarak öne çıkmıştır. Bu angajmanın SARH veya komuta güdümlü bir ara safha ile desteklenmiş olması muhtemel olmakla birlikte, İran’ın orta menzilli katmanda da aktif arayıcı yönelimini genişletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

Şekil 25. Khordad

Kısa menzilli katmanda ise daha karma bir tablo bulunur: bazı sistemlerde radar güdüm/komuta güdüm kombinasyonları, bazı örneklerde ise kızılötesi (IR) arayıcı temelli çözümler öne çıkmaktadır. İran’ın bu katmanda hem ithal sistemlerden edinilen teknolojik mirası hem de yerli/uyarlama çözümleri birlikte kullandığı; dolayısıyla “tek tip güdüm standardı” yerine çok katmanlı ve pragmatik bir envanter yaklaşımı benimsediği söylenebilir.

Karşılaştırmalı çerçevede ABD ve İsrail, güdüm teknolojilerinde yalnızca SARH–aktif radar ayrımını değil, aynı zamanda çift arayıcı (dual-seeker), uçuşta veri bağı (datalink) ile güncelleme, ağ-merkezli angajman ve özellikle balistik füze savunmasında hit-to-kill gibi üst seviye konseptleri olgunlaştırmış durumdadır. İran ise aktif radar arayıcı gibi kritik bir eşiği yakalamaya çalışmakta; ancak bu kabiliyetleri bütün katmanlara yayma, yüksek güvenilirlikte seri üretme ve entegre hava savunma ağı içinde sürekli veri güncellemesiyle işletme açısından daha geride görünmektedir.

Bu noktada belirleyici ayrım, yalnızca arayıcı tipi değil, imha felsefesidir. ABD/İsrail sistemleri bazı katmanlarda doğrudan çarpma (hit-to-kill) yaklaşımına dayanırken, İran sistemleri ağırlıklı olarak yakınlık tapalı parça tesirli harp başlığı ekseninde kalmaktadır. Aktif arayıcı, İran’a terminal safhada daha iyi hedefleme sağlayabilir; ancak hit-to-kill seviyesine çıkmak için bunun yanında çok daha yüksek manevra kontrol otoritesi, hassas ölçüm, hızlı hesaplama ve olgun veri bağı mimarisi gerekir. Dolayısıyla İran’ın yönelimi modern trendlerle uyumlu olsa da ABD/İsrail’in bütünleşik ve çok kanıtlanmış güdüm ekosistemiyle kıyaslandığında, İran’ın hâlen “kademeli yakınsama” evresinde olduğu değerlendirilebilir.

3.3.Menzil ve Etki Alanı

İran’ın hava savunma mimarisi, menzil ve irtifaya göre katmanlı bir yapı esas alınarak şekillendirilmiştir ve bu yapı, ülkenin balistik füze tehdidi algısı ile bölgesel hava harekât ortamına doğrudan yanıt vermektedir.

Uzun menzilli stratejik katman, İran’ın hava savunmasının omurgasını oluşturmaktadır. Bu kapsamda yer alan Bavar-373 sistemi, resmî açıklamalara göre 260 km angajman menzili ve yaklaşık 27 km irtifa kapsamasına sahiptir; son geliştirilen sürümlerinde bu menzilin 300 km’nin üzerine çıktığı belirtilmektedir. Rus yapımı S-300PMU2 ise 48N6E3 füzeleriyle yaklaşık 200 km menzil ve benzer irtifa değerleri sunmakta, ayrıca sınırlı ölçüde balistik füze önleme kabiliyeti sağlamaktadır. İran’ın S-400 tedarikine yönelik ilgisi, gerçekleşmesi hâlinde bu katmanda 400 km sınıfına geçiş ihtimalini gündeme getirecek ve stratejik savunma derinliğini kayda değer ölçüde artıracaktır.

Orta menzilli katman, hava hedeflerini İran hava sahasından 50–120 km mesafede tutmayı amaçlayan sistemlerden oluşmaktadır. 3. Khordad, Khordad-15 ve Talash sistemleri bu grupta yer almakta; Sayyad-2 ve Sayyad-3 füzeleriyle 75–120 km aralığında etkinlik sunmaktadır. 2019’da yüksek irtifada bir RQ-4 sınıfı İHA’nın vurulması, bu katmanın operasyonel geçerliliğini pratikte ortaya koymuştur. Bu sistemler performans olarak Patriot PAC-2 sınıfına yakın bir seviyede değerlendirilebilir ve İran’ın orta irtifa savunmasında caydırıcı bir çerçeve oluşturduğunu göstermektedir.

Şekil 26. Talash

Kısa menzilli ve alçak irtifa katmanı, nokta savunma ve kritik tesislerin korunmasına yöneliktir. Hawk türevi Mersad/Shahin sistemleri yaklaşık 40–50 km menzil sağlarken; Tor-M1, Pantsir-S1 ve İran’ın geliştirdiği daha küçük ölçekli mobil sistemler 10–15 km bandında düşük irtifa tehditlerine karşı görev yapmaktadır. Buna ek olarak, Misagh-2/3 gibi MANPADS çözümleri, özellikle helikopterler ve alçak irtifa İHA’larına karşı son savunma hattını oluşturmaktadır.

Şekil 27. Misagh

Karşılaştırmalı olarak bakıldığında, İran’ın hava savunma yapısı uzun–orta–kısa menzil katmanlarını yerli ve ithal sistemlerin bileşimiyle oluşturan olgun bir model sunmaktadır. İsrail, benzer katmanlı mimariyi daha ileri teknolojiyle (Iron Dome, David’s Sling, Arrow-2/3) uygularken; ABD küresel ölçekte THAAD, Patriot ve Aegis tabanlı çözümlerle esnek bir savunma yaklaşımı benimsemektedir. Türkiye ise HİSAR ve SİPER projeleriyle bu yapıyı aşamalı olarak inşa etmekte, S-400 alımıyla uzun menzil boşluğunu geçici olarak kapatmıştır.

Sonuç olarak İran, hava savunma menzil spektrumunu büyük ölçüde kapsayan katmanlı bir ağ kurmayı başarmış, bu alanda Türkiye’den daha erken bir olgunluk seviyesine ulaşmış; ancak sensör entegrasyonu, balistik füze savunmasında üst katman yetenekleri ve sistem güvenilirliği açısından ABD ve İsrail’in gerisinde kalmaya devam etmektedir. Buna rağmen mevcut yapı, İran’ı bölgesel ölçekte en kapsamlı hava savunma mimarilerinden birine sahip aktörlerden biri hâline getirmektedir.

3.4. Savaş Başlıkları ve İmha Mekanizmaları

Hava savunma füzelerinde savaş başlığı tasarımı, küresel ölçekte büyük ölçüde yakınlık tapalı parça tesirli (Blast–Fragmentation) konseptine dayanmaktadır ve İran bu geleneksel yaklaşımı sürdürmektedir. İran envanterindeki tüm SAM füzeleri, hedefe doğrudan çarpmaktan ziyade hedefin yakınında infilak ederek yoğun bir şarapnel bulutu oluşturmayı amaçlayan patlayıcılı başlıklara sahiptir. Bu yaklaşım, özellikle uçaklar, İHA’lar ve seyir füzeleri gibi nispeten kırılgan hava hedeflerine karşı etkin bir imha mekanizması sunmaktadır.

Uzun menzilli sistemlerde kullanılan Sayyad-4 ailesinin yaklaşık 180 kg mertebesinde parça tesirli bir savaş başlığı taşıdığı değerlendirilmektedir. Bu büyüklük, yüksek irtifa ve uzun menzil angajmanlarında geniş bir ölümcül hacim oluşturarak hedefin yapısal bütünlüğünü bozmayı hedefler. Daha kısa menzilli Mersad/Shahin füzelerinde ise savaş başlığı kütlesi belirgin biçimde düşmekte (yaklaşık 70–80 kg), nokta savunma sınıfındaki Tor benzeri füzelerde ise bu değer 10–20 kg seviyelerine inmektedir. Buna rağmen yakınlık tapası ve hedefe görece yakın infilak sayesinde yeterli imha etkisi sağlanabilmektedir.

İran’ın hava savunma cephaneliğinde hit-to-kill (doğrudan çarpma) prensibine dayalı bir savaş başlığı teknolojisi bulunmamaktadır. Hit-to-kill konsepti, patlayıcı içermeyen veya çok sınırlı yardımcı elemanlara sahip kinetik vurucularla hedefin doğrudan çarpma enerjisiyle imhasını öngörür ve son derece hassas güdüm, yüksek manevra kabiliyeti ve gelişmiş algılayıcı–kontrol döngüsü gerektirir. Bu seviye, hâlihazırda ABD ve kısmen İsrail gibi ülkelerin balistik füze savunmasına yönelik sistemleriyle sınırlıdır. İran sistemleri ise hâlen klasik patlayıcılı başlık–yakınlık tapası kombinasyonuna dayanmaktadır.

Yakınlık tapaları açısından İran füzelerinin, önceki nesil Hawk türevlerinden miras kalan radar tabanlı mesafe sensörleri kullandığı; daha yeni sistemlerde bunun iyileştirilmiş RF veya elektro-optik çözümlerle desteklenmiş olabileceği değerlendirilmektedir. Bu tapalar, hedefe optimum mesafede infilakı tetikleyerek parça tesirinin maksimum etki yaratmasını sağlar.

Karşılaştırmalı olarak bakıldığında, ABD ve İsrail hava savunma mimarilerinde patlayıcılı başlıklar ile kinetik imha konseptleri birlikte kullanılmaktadır. Patriot PAC-2, Iron Dome ve David’s Sling gibi sistemler parça tesirli başlıkları tercih ederken; PAC-3, THAAD ve Arrow-3 gibi üst katman sistemleri hit-to-kill yaklaşımını benimsemiştir. Türkiye’nin HİSAR ve SİPER projeleri de İran’a benzer şekilde parça tesirli başlık konseptini sürdürmektedir.

Sonuç olarak İran’ın hava savunma füzeleri, savaş başlığı teknolojisi bakımından klasik ve olgun bir çizgide konumlanmaktadır. Hit-to-kill seviyesine ulaşmamış olmaları, teorik olarak bir teknoloji açığına işaret etse de, pratikte parça tesirli başlıkların doğru güdüm ve zamanlamayla son derece etkili olduğu görülmektedir. Nitekim 2019’daki gerçek angajmanda bir hava hedefinin tamamen imha edilmiş olması, İran’ın mevcut savaş başlığı yaklaşımının operasyonel düzeyde yeterli etkinliği sağlayabildiğini göstermektedir.

3.5. Üretim Altyapısı ve Yerlilik

İran hava savunma füze sistemleri konusunda uzun süre dışa bağımlıydı: 90’larda Rusya’dan Tor-M1 ve 2016’da S-300PMU2 satın alabildi. Çin’den HQ-2 (S-75 türevi) sistemler almıştı. Ancak 2010’larda BM ambargosu S-300 teslimatını geciktirince, İran kendi S-300 muadili olan Bavar-373 projesine hız verdi. Bu proje, İran’ın elektronik, radar ve füze teknolojilerinin bir senteziydi. 2016’da ilk prototip gösterildi, 2019’da seri üretime geçtiği ilan edildi. Bavar-373’ün radarları (Meraj-4, Mesbah-4 vb.) ve füzeleri (Sayyad-4) İran üretimidir. Yani bu alanda İran yerliliği yakaladı. Orta irtifa 3. Khordad sistemi de İran’ın Gauntlet/Buk muadili yerli üretimidir; 2010’ların ortasında geliştirilip Suriye’ye bile konuşlandırıldığı söylenir. Kısa menzilde Mersad, Hawk’tan devşirme ama tamamen yerli ürün olarak seri üretiliyor.

İran’ın yerlilik oranı yüksek olsa da üzerinde durulması gereken nokta entegrasyon seviyesidir. ABD/İsrail sistemleri ağ merkezli entegrasyonu mükemmel yapar – radar ağları, C4I yazılımları, dost düşman tanıma sistemleri vs. İran burada zorlanıyor olabilir. Ancak kendi çapında ilerleme var: İran, 2019’da bir entegre hava savunma ağı kurduğunu, tüm sistemleri “Fakour” adlı bir yerli C2 ağına bağladığını duyurdu. Bu sistem belki Rusya’nın Polonya-Allen entegrasyonuna benzer temel bir ağdır. Yine de kompleksite arttıkça hata payı artar; İran’ın bu ağı savaşta test edilmedi.

Üretim olarak, İran yıllık belli sayıda Bavar-373 bataryası çıkarabildiğini iddia ediyor (2022’de 6 bataryaya ulaştık dediler). 3. Khordad daha fazla üretilmiştir, zira bunlar ülke içinde bir hayli konuşlu. Hatta İran bu sistemleri ihraç etmeyi de düşünebilir (Husi’lere kısmen verdi belki).

ABD ve İsrail zaten kendi üretim ekosistemlerini kurmuş, ABD raytheon, Lockheed; İsrail IAI, Rafael bu ürünleri yapıyor. Türkiye Hisar/Siper’de Aselsan/Roketsan ile üretimi sürdürüyor, S-400’ü ise hazır aldı. İran, hava savunmada da Türkiye’ye göre daha erken yerli ürün ortaya koydu (Hisar’ın sahaya çıkışı 2021-22, İran Mersad 2011, 3. Khordad 2014, Bavar 2019). Türkiye’nin avantajı, NATO altyapısı nedeniyle daha modern teknolojiye erişimi; dezavantajı, “ilk seferde her şeyi doğru yapma” baskısı (çünkü test imkanı barış ortamı, oysa İran sistemleri Suriye, Yemen gibi yerlerde fiilen denenip dersler çıkarıldı).

Yerlilik oranı açısından İran, belki radarların bazı parçaları (mesela yüksek performanslı işlemciler) veya füzelerin bazı elektroniklerini dışarıdan almış olabilir (Çin’den veya sivil piyasadan). Ama genel olarak planlama, tasarım, entegrasyon yerli. Bu, önemli bir başarı. Hava savunma füzesinde algoritmalar, yazılımlar, dijital sinyal işlemciler de kritik. İran, Rusya’nın S-300 yazılımına erişemeyeceği için kendi Bavar’ını yazmak zorundaydı – bu belki bir seviye altta ama iş görüyor.

Sonuçla, İran hava savunma füzeleri teknolojik seviye olarak ABD ve İsrail’in bir jenerasyon gerisinde, Türkiye’nin mevcut kapasitesiyle genel olarak benzer veya bir miktar ilerisinde olarak değerlendirilebilir. ABD’nin PAC-3 MSE, THAAD gibi dünyada az sayıdaki sistemin yapabildiği balistik füze imhalarını İran henüz kağıt üstünde yapabiliyor (Bavar-373, 300 km’de balistik füze vurabilir deniyor ama denenmedi). İsrail’in çok yoğun füze saldırılarına karşı defalarca test edilmiş Demir Kubbe gibi sistemi var, İran’ın böyle bir gerçek sınavı yok (ancak ülke içi tatbikatlar yaptı). Türkiye S-400 ile kendini koruyabilir ama yerli hisarlar yeni yeni kuvvetleniyor. Bu durumda Ortadoğu’da İran’ın geliştirdiği hava savunma füzeleri, kendi hava sahasını savunmak için güçlü bir caydırıcı unsur haline gelmiştir. 2019’da ABD İHA’sını düşürmesi ABD’yi açık bir hava harekatından alıkoyan faktörlerden biri olarak yorumlandı.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

İran’ın füze teknolojileri; balistik füzeler, seyir füzeleri ve hava savunma füzeleri olmak üzere üç ana eksende, son otuz yılda belirgin bir olgunlaşma süreci geçirmiştir. Balistik füze alanında İran, 300–2.000 km menzil bandını kapsayan, Orta Doğu’nun en geniş ve çeşitlendirilmiş envanterine sahip ülke konumundadır. Katı yakıtlı motorlara geçiş, iki kademeli roket mimarileri, INS/GPS tabanlı hassas güdüm çözümleri, farklı görev tiplerine uyarlanmış savaş başlıkları ve yüksek yerlilik oranı, İran’ın bu alandaki teknik kazanımlarını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte İran; ABD ile kıyaslandığında daha düşük isabet oranları, sınırlı güvenilirlik verisi, kıtalararası menzil (ICBM) eksikliği ve nükleer harp başlığına sahip olmaması nedeniyle stratejik düzeyde geride kalmaktadır. İsrail karşısında ise İran sayısal üstünlüğe sahip olsa da, İsrail’in ileri sensör, güdüm ve muhtemel nükleer entegrasyon kabiliyeti karşısında kalite farkı devam etmektedir. Türkiye ile karşılaştırıldığında İran, menzil ve çeşitlilik bakımından belirgin biçimde önde olsa da Türkiye’nin NATO teknolojilerine erişimi ve farklı kuvvet çarpanları (özellikle İHA’lar ve hassas güdümlü mühimmatlar) dengeleyici bir unsur oluşturmaktadır.

Seyir füzeleri alanında İran, 1.000 km üzeri menzile ulaşabilen sistemleriyle bölgesinde istisnai bir konuma yükselmiş ve Tomahawk sınıfına yaklaşan bir kapasite sergilemiştir. Motor verimliliği ve ileri güdüm teknikleri açısından eksikleri bulunsa da, bu sistemlerin gerçek operasyonlarda etkinlik göstermesi İran’ın caydırıcılık profilini güçlendirmiştir. ABD, seyir füzelerinde hem nicelik hem de nitelik bakımından açık üstünlüğünü korurken; İsrail’in uzun menzilli seyir kabiliyeti resmî olarak teyit edilmemiş, Türkiye ise SOM ailesiyle daha sınırlı bir menzil bandında kalmıştır. Bu çerçevede İran, seyir füzelerinde bölgesel rakiplerinin önünde, küresel liderlerin ise gerisindedir.

Hava savunma füze sistemlerinde İran, S-300 seviyesinde yerli çözümler geliştirerek uzun–orta–kısa menzil katmanlarını kapsayan entegre bir yapı oluşturmuştur. Bu durum, İran’ı hava sahasını büyük ölçüde dış desteğe ihtiyaç duymadan koruyabilen az sayıdaki ülkeden biri hâline getirmektedir. Bununla birlikte balistik füze savunması alanında İran’ın kabiliyetleri büyük ölçüde teorik düzeyde kalırken, İsrail Arrow sistemleriyle bu alanda pratikte kendini kanıtlamıştır. Türkiye ise hava savunma mimarisini hâlen inşa etmektedir; bu nedenle İran’ın mevcut yerli sistemleri, Türkiye’nin S-400 dışındaki kapasitesine kıyasla daha olgun görünmektedir.

Genel değerlendirmede İran’ın füze programı, asimetrik savaş doktrinini destekleyecek şekilde şekillenmiştir: Zayıf hava kuvvetleri balistik ve seyir füzeleriyle telafi edilirken, dış hava tehdidine karşı çok katmanlı bir kara konuşlu hava savunması inşa edilmiştir. ABD ve İsrail ile arasındaki teknoloji farkı; özellikle sensör, ağ-merkezli harp ve ileri güdüm alanlarında sürse de, İran’ın ağır ambargolar altında ulaştığı seviye küçümsenemez niteliktedir. Bu tablo, bölgesel güç dengelerini doğrudan etkilemekte ve İran’ı güvenlik planlamalarında merkezi bir aktör hâline getirmektedir. Bu analiz, İran’ın füze programının artık dağınık bir envanter olmaktan çıkıp olgun bir ekosistem hâline geldiğini; aynı zamanda Türkiye’nin de bölgesel dengeyi koruyabilmek adına son yıllarda attığı adımların (BORA, SOM, SİPER vb.) stratejik önem taşıdığını göstermektedir. Sonuç olarak, Orta Doğu’da füze teknolojileri alanında süregelen denge arayışında İran hem sahip olduğu kabiliyetler hem de yaratabileceği riskler bakımından dikkatle izlenmesi gereken başlıca aktörlerden biri olmaya devam etmektedir.

KAYNAKLAR

  • Murat Aslan, İran’ın Balistik Füze Envanteri: Menzil ve Teknik Kapasiteler
  • ULU Savunma, İran Balistik Füzeleri ve Füze Teknolojisi
  • CSIS Missile Threat, Missiles of Iran
  • Iran Primer (USIP), Iran’s Ballistic Missile Program
  • Amir Ali Hajizadeh, War on the Rocks, Under the Radar: Iran’s Cruise Missile Capabilities
  • PressTV, Why Iran’s Supersonic Cruise Missile is New Nightmare for Enemies
  • ArmyRecognition, Bavar-373 long-range SAM system
  • DefenceTurk, İran’ın Bavar-373 HSS operasyonel oldu
  • GlobalSecurity, Raad / 3rd Khordad Air Defense
  • Wikipedia (Tr), SOM (füze)
  • Roketsan, KHAN Missile (Bora)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir