İran’ın Füze Gücü: Teknolojik Yetkinlikler, Sınırlar ve Bölgesel Denge – II

Times of Defence Yazarı Öğr. Gör. Burak GÜLER – 17 Ocak 2026
2. Seyir Füzesi Sistemleri
2.1.Motor Teknolojisi (Turbojet/Turbofan/Ramjet)
İran’ın seyir füzesi teknolojisi, 1980’lerden itibaren dış kaynaklı sistemlerin tedarikiyle başlamış ve zamanla yerli motor geliştirme kapasitesine doğru evrilmiştir. İlk aşamada, İran-Irak Savaşı sırasında Çin’den temin edilen HY-2 Silkworm gemisavar füzeleri, İran envanterindeki ilk seyir tipi silahlar olmuştur. 1990’lı yıllarda ise C-801 ve C-802 gibi daha modern Çin yapımı turbojet motorlu gemisavar füzeleri tedarik edilmiş; bu sistemler İran tarafından Noor ve Qader adlarıyla lisanssız biçimde üretilip menzil ve kabiliyet bakımından geliştirilmiştir. Bu dönemde İran, katı yakıtlı ilk kademe roket + turbojet seyir motoru kombinasyonuna dayalı klasik subsonik seyir füze mimarisini benimsemiştir.
2000’li yıllarla birlikte İran, Çin menşeli tasarımları temel alarak kendi mini turbojet motorlarını geliştirmeye yönelmiştir. Tolou-4 ve Tolou-5 olarak adlandırılan bu motorlar, İran’ın hem seyir füzelerinde hem de insansız hava araçlarında kullandığı yerli güç grupları hâline gelmiştir. Bu motorlar sayesinde İran, kısa menzilli gemisavar füzelerden daha uzun menzilli karadan karaya seyir füzelerine geçiş yapabilmiş; subsonik hızlarda uzun süreli uçuş kabiliyeti kazanmıştır. Bu aşama, İran’ın seyir füzesi alanında gerçek anlamda yerli bir sanayi altyapısı kurduğunu göstermektedir.

Şekil 11. Tolou 4
İran’ın karadan karaya uzun menzilli seyir füzesi geliştirme çabaları, 2015’te tanıtılan Soumar sistemiyle somutlaşmıştır. Soumar, Sovyet yapımı Kh-55 seyir füzesinin tersine mühendisliği esas alınarak geliştirilmiş; ancak İran’ın turbofan motor teknolojisindeki yetersizliği nedeniyle ilk versiyonlarda turbojet motorla sınırlı bir menzil sunabilmiştir. 2019’da tanıtılan Hoveyzeh füzesi ise aynı platform üzerinde menzilin yaklaşık iki katına çıkarılmasıyla dikkat çekmiş ve İran’ın bu aşamada daha verimli bir turbofan sınıfı motor üretmeyi veya temin etmeyi başardığına işaret etmiştir. Böylece İran, seyir füzesi menzilini 1000 km’nin üzerine taşıyarak ABD Tomahawk sınıfına yaklaşan bir kabiliyet elde etmiştir.

Şekil 12. Soumar
Son dönemde İran, seyir füzelerinde hız unsurunu da ön plana çıkarmaya başlamıştır. Ramjet motor teknolojisine yönelik açıklamalar ve sergilenen prototipler, İran’ın sesten hızlı seyir füzelerine geçiş hedefini ortaya koymaktadır. Henüz operasyonel bir supersonik seyir füzesi hizmete girmemiş olsa da bu alandaki çalışmalar İran’ın turbojet ve turbofan sonrası bir üst motor teknolojisi basamağına yöneldiğini göstermektedir.
Karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde, ABD seyir füzesi motor teknolojisinde uzun süredir olgun bir seviyededir ve yüksek verimli turbofanları standart hâline getirmiştir; Rusya ve Hindistan ise ramjet motorlu süpersonik seyir füzelerini operasyonel olarak kullanmaktadır. Türkiye ise seyir füzesi motorlarında dışa bağımlılıktan yerli turbojet çözümlerine geçiş yapmış, ancak henüz turbofan veya ramjet sınıfında bir motoru hizmete sokmamıştır. Bu çerçevede İran, seyir füzesi motor teknolojisinde ABD ve Rusya’nın gerisinde olmakla birlikte, bölgesel ölçekte dikkate değer bir ilerleme sergilemiş; özellikle uzun menzilli karadan karaya seyir füzeleriyle caydırıcılık kapasitesini önemli ölçüde artırmıştır.
2.2.Güdüm ve Kontrol Sistemleri
Seyir füzeleri, uçak benzeri ve uzun süreli uçuş profilleri nedeniyle çok katmanlı ve karmaşık güdüm sistemlerine ihtiyaç duyar. İran’ın erken dönem seyir füzeleri, özellikle gemisavar sınıfında, aktif radar güdümüne dayanmaktaydı. Çin’den tedarik edilen ve daha sonra Noor adıyla üretilen sistemlerde, orta safhada ataletsel seyrüsefer (INS), terminal safhada ise aktif radar arayıcı kullanılmış; bu mimari İran tarafından doğrudan ithal edilerek uygulanmıştır. Bu yaklaşım, deniz hedeflerine karşı yaygın ve olgun bir çözüm olmakla birlikte, kara hedeflerine yönelik hassas vuruş kabiliyetini sınırlı bırakmıştır.
İran’ın daha sonraki dönemde geliştirdiği Ya Ali ve Quds-1 gibi karadan karaya seyir füzelerinde güdüm mimarisi açık biçimde açıklanmamıştır. Mevcut bulgular, bu sistemlerin büyük ölçüde INS ve uydu navigasyonu (GPS/GLONASS) destekli olduğunu düşündürmektedir. Quds-1’in operasyonel kullanımı sırasında sabit hedeflere yüksek doğrulukla isabet etmesi, terminal safhada en azından sınırlı konum düzeltmesi yapılabildiğini göstermektedir. Ancak bu doğruluğun, ileri seviye arazi veya görüntü eşleştirme tekniklerinden ziyade kaliteli koordinat verisi ve uydu destekli düzeltmelerle sağlandığı değerlendirilmektedir.

Şekil 13. Ya Ali

Şekil 14. Quds
Uzun menzilli Soumar ve Hoveyzeh seyir füzelerinde de benzer bir belirsizlik söz konusudur. Bu sistemlerin INS ve uydu navigasyonu kullandığı genel kabul görse de, ABD yapımı Tomahawk füzelerinde bulunan TERCOM veya DSMAC benzeri ileri güdüm teknolojilerinin İran envanterinde tam anlamıyla yer aldığına dair kesin kanıt bulunmamaktadır. Burun kısmında gözlemlenen radom yapıları, radar veya pasif sensör entegrasyonuna işaret etse de, bu sensörlerin kapsamı ve etkinliği net değildir. İran’ın 2019’daki Abqaiq saldırısında sergilediği yüksek isabet oranı, terminal safhada belirli düzeltmeler yapılabildiğini düşündürse de, bunun sofistike görüntü eşleştirme sistemlerinden ziyade INS + uydu güdümü kombinasyonu ile sağlandığı değerlendirilmektedir.
Karşılaştırmalı olarak, ABD seyir füzeleri güdüm teknolojisinde referans standarttır. Tomahawk sistemleri; ataletsel güdüm, GPS düzeltmesi, TERCOM ara güncellemeleri ve terminalde DSMAC kombinasyonuyla binaya özgü hedefleri dahi yüksek hassasiyetle vurabilmektedir. İsrail ise seyir füzesi ve gezgin mühimmat alanında farklı bir yaklaşım benimsemiş; Delilah gibi sistemlerde INS/GPS güdümünü elektro-optik arayıcı ve operatör onayıyla birleştirerek insan–makine etkileşimini ön plana çıkarmıştır. Bu yaklaşım, esnek hedef seçimi ve son anda iptal veya yeniden yönlendirme gibi kabiliyetler sağlamaktadır.
Türkiye’nin yerli SOM seyir füzesi ise güdüm mimarisi açısından bölgesel ölçekte ileri bir örnek teşkil etmektedir. SOM’da ataletsel ve uydu destekli temel güdüm, orta safhada arazi referanslı navigasyon, terminal safhada ise görüntüleyici kızılötesi (IIR) arayıcı ile hedef eşleştirme kullanılmaktadır. Bu yapı, konsept olarak Tomahawk’a yakın bir hassasiyet yaklaşımı sunmakta ve İran’ın mevcut seyir füzesi güdüm teknolojilerinin ötesine geçmektedir.
Sonuç olarak İran, seyir füzesi güdümünde erken dönemde ithal radar güdümlü çözümlerden INS + uydu navigasyonuna dayalı daha esnek bir yapıya evrilmiştir. Ancak TERCOM/DSMAC veya IIR tabanlı ileri terminal arayıcılar konusunda henüz sınırlı bir seviyededir. Buna karşın operasyonel tecrübe kazanması ve menzil–isabet dengesini giderek iyileştirmesi, İran’ın orta vadede daha gelişmiş seyir füzesi güdüm mimarilerine yönelme potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.
2.3.Menzil ve İsabet Kapasiteleri
İran’ın seyir füzesi envanteri, son kırk yılda menzil ve hassasiyet bakımından kademeli ancak istikrarlı bir genişleme göstermiştir. İlk nesil gemisavar seyir füzeleri, kısa menzilli sistemlerle sınırlı kalmış; zamanla hem deniz hem de kara hedeflerine yönelik uzun menzilli kabiliyetler geliştirilmiştir. Bu evrim, İran’ın seyir füzelerini yalnızca taktik değil, stratejik caydırıcılık aracı olarak da konumlandırmaya başladığını göstermektedir.
Başlangıçta 30–40 km menzilli kısa menzilli gemisavar füzelerle yetinen İran, Noor ve Qader gibi sistemlerle menzili 120–200 km bandına taşımıştır. Karadan karaya seyir füzelerinde ise Ya Ali ile yaklaşık 700 km’lik bir eşik aşılmış; Soumar ve onu izleyen Hoveyzeh ailesiyle menzil 1.350 km seviyesine çıkarılmıştır. Son yıllarda İranlı yetkililerin 1.600 km’nin üzerinde menzile sahip yeni sistemlerden söz etmesi, bu hattın daha da ileri taşınmaya çalışıldığını göstermektedir. Ayrıca deniz hedeflerine özel geliştirilen ve yaklaşık 1.000 km menzile sahip olduğu belirtilen Abu Mahdigemisavar seyir füzesi, İran’ın Basra Körfezi ve ötesinde büyük deniz platformlarını tehdit edebilecek bir kapasite hedeflediğine işaret etmektedir.

Şekil 15. Noor

Şekil 16. Qader

Şekil 17. Abu Mahdi
Bu menzil performansı, İran’ı bölgesel ölçekte en uzun menzilli seyir füzesi kabiliyetine sahip ülkelerden biri hâline getirmektedir. Karşılaştırmalı olarak ABD’nin Tomahawk seyir füzeleri yaklaşık 1.600 km menzile sahip olup, geçmişte nükleer başlıklı varyantlarda bu değer daha da yukarı taşınmıştır. İran’ın Hoveyzeh füzesi, menzil bakımından Tomahawk sınıfına yaklaşmakla birlikte, hız ve uçuş süresi açısından benzer şekilde subsonik karakter taşımaktadır. İsrail’in iddia edilen uzun menzilli seyir füzeleri de bu bantta değerlendirilirken, Türkiye’nin SOM sistemi menzil bakımından daha kısa kalmakta ve ağırlıklı olarak taktik–operasyonel rol üstlenmektedir.
İsabet hassasiyeti açısından modern seyir füzeleri genel olarak nokta vuruş için tasarlanmaktadır. ABD Tomahawk’ları, çok katmanlı güdüm mimarileri sayesinde metreler mertebesinde doğruluk sunmaktadır. İran seyir füzeleri erken dönemlerde bu seviyenin gerisinde kalsa da 2019’da Suudi Arabistan’daki Abqaiq tesislerine yönelik saldırı, İran’ın sabit stratejik hedeflere karşı yüksek hassasiyet elde ettiğini göstermiştir. Bu operasyon sonrasında yapılan değerlendirmeler, İran seyir füzelerinin birkaç metre düzeyinde bir CEP değerine ulaşmış olabileceğini ortaya koymaktadır.
Karşılaştırmalı bir çerçevede değerlendirildiğinde, hassasiyet bakımından ABD en ileri seviyede yer almakta; İsrail, Türkiye ve İran ise farklı güdüm mimarileriyle benzer doğruluk seviyelerine yaklaşmaktadır. Ancak ABD’nin avantajı, GPS karıştırmasına karşı TERCOM ve DSMAC gibi ek mekanizmalarla yüksek doğruluğu otonom biçimde sürdürebilmesidir. Türkiye, SOM’da arazi referanslı navigasyon ve görüntüleyici kızılötesi arayıcı sayesinde benzer bir direnç geliştirmiştir. İran ise henüz bu düzeyde bir arazi veya görüntü eşleştirme kabiliyetini açık biçimde sergilememiş olmakla birlikte, INS ve uydu destekli güdümle sabit hedeflere karşı güvenilir bir seyir füzesi kapasitesi oluşturmuştur.
Sonuç olarak İran, seyir füzelerinde menzil ve isabet dengesini hızla geliştirmiş; özellikle uzun menzilli karadan karaya sistemlerle bölgesel stratejik dengeyi etkileyen bir aktör hâline gelmiştir. Her ne kadar güdüm teknolojilerinde ABD ve kısmen Türkiye’nin gerisinde kalsa da elde edilen operasyonel sonuçlar İran’ın seyir füzelerini artık güvenilir bir stratejik vurucu unsur olarak kullanabildiğini göstermektedir.
2.4.Savaş Başlığı ve Etki Gücü
İran’ın seyir füzeleri, tamamen konvansiyonel savaş başlıkları taşımakta olup tasarımları hassas vuruş ve altyapı hedeflerine yönelik tahribat üzerine kurgulanmıştır. Uzun menzilli Soumar ve Hoveyzehailesinin harp başlığı ağırlığı resmî olarak açıklanmamış olsa da Kh-55 platformunun nükleer yükten konvansiyonel yüke uyarlanması dikkate alındığında yaklaşık 400–450 kg yüksek patlayıcılı (HE) bir başlık taşıdıkları değerlendirilmektedir. Hoveyzeh’in 1.350 km olarak ilan edilen menzili, daha verimli bir turbofan motor sayesinde bu ağırlık sınıfının sürdürülebildiğine işaret etmektedir. Bu başlıkların, kritik altyapı tesisleri veya büyük deniz platformları üzerinde etkili olabilecek yarı zırh delici–yüksek patlayıcılı bir mimariye sahip olduğu düşünülmektedir.

Şekil 18. KH-55
Gemisavar seyir füzelerinde ise harp başlığı ağırlıkları göreceli olarak daha düşüktür ancak delici özellikler ön plandadır. Noor ve Qader gibi sistemlerde 165–200 kg aralığında HE/parça tesirli başlıklar kullanılırken, Abu Mahdi gibi uzun menzilli gemisavar varyantlarda 200–250 kg civarında sert gövdeli delici başlıkların tercih edildiği tahmin edilmektedir. Kısa menzilli Nasr ve Kowsar sınıfı füzelerde ise 30–50 kg seviyesinde daha küçük başlıklar yeterli görülmektedir. Karadan karaya kullanılan Ya Ali ve Quds-1 gibi füzelerde de 200–300 kg aralığında HE başlıklar öne çıkmaktadır; 2019’daki Abqaiq saldırısında gözlenen hasar profili bu değerlendirmeyi desteklemektedir.

Şekil 19. Nasr

Şekil 20. Kowsar
Karşılaştırmalı olarak, ABD’nin Tomahawk seyir füzeleri geçmişte 450 kg’a varan konvansiyonel başlıklar taşımış; güncel varyantlarda daha hafif ancak yüksek enerjili modern patlayıcılarla benzer etki elde edilmiştir. İsrail’in uzun menzilli seyir füzelerine ilişkin veriler sınırlı olmakla birlikte gerek konvansiyonel gerekse nükleer uyumlu başlıklar üzerine kurgulandığı değerlendirilmektedir. Türkiye’nin SOM füzesi ise 230 kg civarında, görev tipine göre değiştirilebilen modüler harp başlıklarıyla dikkat çekmekte; parça tesirli, delici veya yarı zırh delici varyantlar tek bir platformda sunulmaktadır.
Seyir füzelerinde savaş başlıkları, balistik füzelere kıyasla daha hafif olsa da yüksek hassasiyet sayesinde operasyonel etkiyi maksimize etmektedir. Bu nedenle seyir füzeleri “cerrahi darbe” aracı olarak öne çıkmakta; kritik komuta merkezleri, enerji altyapısı ve hassas endüstriyel düğüm noktaları hedef alınmaktadır. İran’ın son yıllarda seyir füzelerine verdiği önem, yoğun hava savunma ortamlarında balistik füzelere kıyasla düşük irtifadan sızma ve radar kör noktalarından yararlanma avantajına dayanmaktadır. Bu bağlamda İran, seyir füzelerini hava savunmayı baskılama ve sistemi felç etme, balistik füzeleri ise ikinci aşamada geniş tahribat yaratma amacıyla kurgulanan bütüncül bir doktrinin parçası olarak değerlendirmektedir.
Nükleer başlık boyutunda ise, Soumar’ın köken aldığı Kh-55 platformu nedeniyle geçmişte spekülasyonlar yapılmış olsa da mevcut veriler İran’ın seyir füzelerinin tamamen konvansiyonel olduğunu göstermektedir. Olası bir nükleer kapasite gelişimi hâlinde, seyir füzelerinin de bu role uyarlanabileceği teorik olarak mümkün olmakla birlikte, güncel durumda İran’ın seyir füzeleri yüksek hassasiyetli konvansiyonel caydırıcılık aracı olarak konumlandırılmaktadır.
2.5.Üretim Altyapısı ve Yerlilik Oranı
İran’ın seyir füzesi programı, balistik füze programına benzer biçimde yabancı teknolojilerin adaptasyonu ile başlayıp kademeli yerlileşme sürecinden geçmiştir. 2000’li yılların başında Sovyet yapımı Kh-55 seyir füzelerinin elde edilmesi, İran için kritik bir dönüm noktası olmuş; bu sistemlerin tersine mühendisliği sayesinde aerodinamik tasarım, motor entegrasyonu, malzeme teknolojileri ve güdüm mimarileri konusunda önemli bir bilgi birikimi sağlanmıştır. Bunu izleyen süreçte Çin menşeli C-802 türevlerinin üretim ve geliştirme aşamaları, İran’ın seyir füzesi alt sistemlerini bütüncül biçimde bir araya getirebilmesine zemin hazırlamıştır.
2010’lara gelindiğinde İran, seyir füzelerinin temel bileşenlerini büyük ölçüde ülke içinde üretir hâle gelmiştir. Toloue serisi mini turbojet motorların yerli olarak tasarlanıp imal edilmesi, bu alandaki en somut kazanımlardan biridir. Her ne kadar bu motorların verimlilik açısından Batılı muadillerinin gerisinde olduğu değerlendirilse de, İran’a operasyonel kabiliyet kazandıracak düzeyde performans sunmuşlardır. Aynı dönemde İran savunma sanayii kuruluşları, ataletsel seyrüsefer birimleri ve güdüm elektroniği gibi kritik alt sistemleri de yerli imkânlarla geliştirmiştir. Bununla birlikte, açık kaynak raporlar İran’ın bazı elektronik bileşenleri ambargoları aşarak dışarıdan temin etmeye devam ettiğini ve küresel tedarik ağlarını etkin biçimde kullandığını göstermektedir.
Seyir füzesi üretimi, balistik sistemlere kıyasla daha yüksek imalat hassasiyeti gerektirdiğinden, İran bu alanda sanayi altyapısını genişletmeye özel önem vermiştir. Mini motorlar, hassas kumanda yüzeyleri ve havacılık elektroniği gibi bileşenlerin sergilenmesi, İran’ın bu teknolojileri en azından konsept ve prototip düzeyinde geliştirebildiğini ortaya koymuştur. 2019’da Hoveyzeh füzesinin “tamamen yerli” olarak tanıtılması, bu programın olgunlaştığına dair politik ve stratejik bir mesaj niteliği taşımaktadır.
Uzun süreli ambargolar, İran’ı seyir füzesi alanında kendi kendine yeterlilik hedefine zorlamış; gelinen noktada İran yalnızca kullanıcı değil, aynı zamanda teknoloji ve sistem sağlayıcısı konumuna da yaklaşmıştır. Bölgesel müttefiklere aktarıldığı iddia edilen seyir füzeleri, İran’ın üretim kapasitesinin belirli bir hacme ulaştığını göstermektedir. Bununla birlikte kalite kontrol, güvenilirlik ve ileri hassasiyet gibi alanlarda İran’ın hâlen ABD ve İsrail seviyesinde olmadığı değerlendirilmektedir.
Karşılaştırmalı perspektifte Türkiye, SOM ve Atmaca projeleriyle seyir füzesi üretiminde önemli bir yerlileşme süreci yaşamış; İsrail ise sınırlı sayıda fakat yüksek teknolojili sistemlerle bu alanda uzun süredir olgun bir kapasiteye sahiptir. İran ise bu iki yaklaşım arasında, yüksek sayıda ve artan menzilde sistem üretmeyi önceleyen bir yol izlemiştir. Son dönemde İran–Rusya askeri yakınlaşmasına dair iddialar, İran’ın seyir füzesi teknolojisinde yeni dış girdilere açık olabileceğini düşündürmektedir. Bu tür bir teknoloji transferinin gerçekleşmesi hâlinde, İran’ın seyir füzelerinde menzil ve isabet kabiliyetlerini daha ileri bir seviyeye taşıması muhtemel görünmektedir.
2.6.Platformlar ve Fırlatma Yöntemleri
İran’ın seyir füzesi programı, çoklu platformdan fırlatma esasına dayalı olarak kurgulanmış ve bu yönüyle operasyonel esnekliği önceleyen bir yapıya evrilmiştir. Karadan karaya seyir füzeleri, genellikle kamyon konuşlu veya çekili mobil rampalar üzerinden ateşlenmektedir. Soumar ve Hoveyzeh gibi uzun menzilli sistemlerde, fırlatma anında katı yakıtlı bir ilk kademe roket güçlendirici kullanılmakta; füze yeterli hız ve irtifaya ulaştıktan sonra bu kademe ayrılarak turbojet/turbofan motorla seyir safhasına geçilmektedir. Bu çözüm, aslında hava platformları için tasarlanmış bir füzenin kara konuşlu olarak kullanılabilmesini sağlamış ve İran’a stratejik menzilde mobil kara konuşlu seyir füzesi yeteneği kazandırmıştır.
İran, bu füzeleri çoklu lançer konteynerleri hâlinde kamyonlara entegre ederek hareketli bir yapı oluşturmuş; hatta bazı tatbikatlarda mevcut hava savunma rampalarının modifiye edilerek seyir füzesi fırlatabildiği gözlemlenmiştir. Bu durum, İran’ın mevcut sistemleri çok amaçlı ve düşük maliyetli adaptasyonlarla kullanma eğilimini ortaya koymaktadır.
Deniz platformları açısından İran, seyir füzelerini hem yüzey gemilerine hem de kıyı savunma bataryalarına entegre etmiştir. Gemisavar seyir füzeleri, İran donanmasına ait fırkateynler, çıkarma gemileri ve hücumbotlarda yer almakta; kıyı konuşlu bataryalar ise özellikle dar deniz geçitlerini kontrol etmeye yönelik bir caydırıcılık sağlamaktadır. Bu yapı, İran’a deniz trafiği üzerinde bölgesel baskı kurma imkânı vermektedir. Ayrıca İran, denizaltılardan seyir füzesi fırlatma kabiliyetini geliştirmeye yönelik deneysel çalışmalar yürütmüş; bu alanda tam operasyonel olgunluğa ulaşmamış olsa da teknoloji geliştirme sürecine girmiştir.
Havadan atılan seyir füzeleri konusunda ise İran’ın kapasitesi görece sınırlıdır. Envanterindeki yaşlı savaş ve bombardıman uçakları, uzun menzilli ve modern seyir füzeleri için ideal platformlar değildir. Bununla birlikte, mevcut uçaklardan gemisavar görevlerde seyir füzesi kullanımı mümkün olmuş; daha ileri entegrasyonlar ise platform kısıtları nedeniyle sınırlı kalmıştır. Gelecekte daha modern hava platformlarının envantere girmesi hâlinde, havadan atılan seyir füzesi kabiliyetinin genişletilmesi teorik olarak mümkündür.
Karşılaştırmalı perspektifte İran, kara–deniz–denizaltı ekseninde seyir füzesi kullanabilen bölgesel ölçekte ender ülkelerden biri hâline gelmiştir. ABD ve İsrail, seyir füzelerinde ağırlıklı olarak denizaltı ve hava platformlarını tercih ederken; Türkiye şu aşamada seyir füzelerini esas olarak hava ve deniz platformlarından kullanmaktadır. İran’ın ayırt edici yönü, mobil kara konuşlu uzun menzilli seyir füzelerine sahip olmasıdır.
Sonuç olarak İran, seyir füzesi platform çeşitliliğinde nicelikten ziyade erişilebilirlik, gizlenebilirlik ve sürpriz unsurlarını önceleyen bir doktrin benimsemiştir. Mobil kara lançerlerinden düşük irtifada ilerleyen seyir füzeleri, radar ağları tarafından geç tespit edilebildiğinden, özellikle yoğun savunma bölgelerinde balistik füzelere kıyasla daha “sızıcı” bir tehdit oluşturmaktadır. Bu özellik, İran’ın seyir füzelerini bölgesel caydırıcılık mimarisinde giderek daha merkezi bir konuma taşıdığını göstermektedir.
2.7.Seyir Füzelerinde Uluslararası Kıyaslama
Motor, güdüm, menzil ve operasyonel olgunluk boyutları birlikte değerlendirildiğinde, İran’ın seyir füzesi programı ikinci kademe bir güçten üst lige tırmanma sürecinde olan bir yapı sergilemektedir. Motor teknolojisi bakımından İran, uzun süre turbojet çözümlerle yetinmiş; bu durum menzil ve yakıt verimliliğini sınırlamıştır. Ancak Hoveyzehile birlikte turbofan sınıfına geçiş yapılmış olabileceği ve bunun doğrudan menzil artışıyla sonuçlandığı görülmektedir. Bu süreç, 1970’lerden beri seyir füzelerinde turbofan kullanan ABD ve Batılı ülkelerle karşılaştırıldığında gecikmeli olsa da, İran’ın teknolojik eşiği aşmaya başladığını göstermektedir. Türkiye ise SOM projesinde önce turbofan, ardından yerli turbojet çözümüne yönelmiş; kısa–orta menzil hedefleri için yeterli bir denge kurmuştur. İsrail’in de küçük turbofanlara dayalı çözümler kullandığı, ABD ile iş birliği sayesinde bu alanda erken olgunluğa ulaştığı değerlendirilmektedir. Sesten hızlı seyir füzesi motorlarında ise ABD, Rusya ve Hindistan açık ara öndeyken; İran ramjet denemeleriyle bu alana girmeye çalışmakta, Türkiye ise henüz bu yönde resmî bir program açıklamamıştır.
Güdüm sistemleri açısından ABD’nin Tomahawk seyir füzelerinde uyguladığı INS–GPS–TERCOM–DSMAC bütünleşik mimari, hâlen küresel ölçekte referans noktasıdır. İsrail ve Türkiye, bu yapının daha sınırlı fakat etkili varyantlarını kullanmakta; terminal safhada IIR veya insan-kontrollü doğrulama gibi yöntemlerle yüksek hassasiyet sağlamaktadır. İran ise ağırlıklı olarak INS/GPS tabanlı bir güdüm mimarisi kullanmakta; iddia edilen radar destekli terminal düzeltmeler bulunsa da, bunların DSMAC düzeyinde olgun ve kanıtlanmış teknolojiler olduğu söylenemez. Bu nedenle İran seyir füzeleri, yoğun elektronik harp ve GPS karıştırma ortamlarında hassasiyet kaybına daha açıktır. Buna karşın Türkiye’nin SOM füzesi, arazi referanslı navigasyon ve IIR terminal güdümü sayesinde daha dirençli bir yapı sunmaktadır.
Menzil bakımından ABD, Soğuk Savaş sonrası dönemde 2.500 km üzeri nükleer seyir füzelerini envanterden çıkarmış; günümüzde 1.600 km civarındaki Tomahawk sınıfıyla yetinmektedir. Rusya ve Çin 1.500–2.000 km bandını aşmış durumdayken, İran 1.350 km seviyesine ulaşmış ve bu eşiği daha ileriye taşımayı hedeflediğini açıkça ifade etmiştir. İsrail’in uzun menzilli seyir füzelerine dair veriler belirsizliğini korurken, Türkiye’nin menzil yaklaşımı daha çok çevre coğrafyadaki operasyonel ihtiyaçlarla sınırlıdır. Bu farklılıklar, ülkelerin tehdit algıları ve stratejik derinlikleriyle doğrudan ilişkilidir.
Hassas vuruş kabiliyeti açısından ABD ve müttefikleri hâlen önde olmakla birlikte, İran ile aradaki fark hızla kapanmaktadır. İran’ın seyir füzeleri, özellikle 2010’ların sonundan itibaren sabit stratejik hedeflere karşı yüksek doğruluk sergilemiş; balistik füzelerdeki benzer gelişim seyir füzelerine de yansımıştır. Bununla birlikte İran’ın elde ettiği hassasiyetin ne ölçüde ileri sensör ve yazılıma, ne ölçüde ayrıntılı istihbarat ve rota planlamasına dayandığı tam olarak net değildir. Bu durum, teknolojik olgunluk ile operasyonel aklın iç içe geçtiğini göstermektedir.
Üretim ve operasyonel tecrübe boyutunda ise ABD ve kısmen Rusya açık ara öndedir. Binlerce seyir füzesi üretmiş, yüzlercesini gerçek çatışmalarda kullanmış bu ülkelerle kıyaslandığında İran’ın deneyimi sınırlıdır. Buna rağmen İran, kısa sürede salvo hâlinde onlarca seyir füzesi kullanabilecek bir kapasiteye yaklaşmış görünmektedir. Bu ölçek, özellikle bölgesel bağlamda ciddi bir caydırıcılık anlamına gelmektedir.
Son olarak savunma boyutu dikkate alındığında, seyir füzeleri düşük irtifalı uçuşları nedeniyle tespiti ve önlenmesi zor tehditlerdir. ABD ve İsrail bu tehdide karşı çok katmanlı ve entegre hava savunma sistemleri kurmuşken, Körfez ülkelerinin 2019’daki saldırılarda yetersiz kaldığı görülmüştür. Türkiye ise henüz fiilî bir seyir füzesi tehdidiyle sınanmamış olmakla birlikte, mevcut hava savunma mimarisi bu tür tehditlere karşı kısmi bir koruma sunmaktadır.
Genel değerlendirmeyle İran, seyir füzelerinde motor–menzil–hassasiyet üçgeninde hızlı bir yakınsama süreci yaşamaktadır. ABD ve İsrail seviyesine henüz ulaşmamış olsa da, İran’ın bu kabiliyeti bölgesel güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen ve komşu ülkelerin hava savunma yatırımlarını şekillendiren temel faktörlerden biri hâline gelmiştir.





